5 Ağustos 2012 Pazar

Çaya Niye Gelmedin?


Çantana not defterini, kalemini, gözlük kabını, cüzdanını ve de yolda okurum diye niyetlendiğin kitabını alır evden çıkarsın. Ne otobüste ter kokan adam ne de sürekli ona yer vermeni bekleyen yaşlı teyzeler sıkmaz canını. Trafiğin bile insanın canını sıkamadığı nadir zamanlar vardır, bu gibi zamanlardır işte. Bir hasretlik, bir kavuşma düşüncesi. Defalarca gidip beklediğin yerde hiç yılmadan yine beklemek...

Hava güzeldir veya değildir, pek umurunda değildir. Gidersin oraya, vaktinden 15-20 dakika önce. En güzel masayı seçersin. Daha doğrusu en "yalnız" masayı. Oturduğunu gören garson gelir tabii, "Bir arkadaşı bekliyorum." dersin ve gider. Gerçekten de bir arkadaşı "beklersin". Hep buluşma dakikasına kadar bir umudun olur, tam buluşma dakikasında ise 5-10 dakika gecikebileceğine dair bir parça umudun kalır. Yarım saat fazladır, bir saat çoktur. İki saat buradan birkaç bardak çay içip kalkmanın ayıp olacağını gösterir ve yemek de yersin. Yolda okurum diye yanına aldığın kitabın da sana yoldaşlığı bitiverir...

Böyle şeyler olur tabii, bazen. Herkesin başına bir kez gelir; ama birkaç kez değil. Sahi, çaya niye gelmedin?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder