25 Ağustos 2013 Pazar

Kalsan da Gitsen de Olmuyor


Her yaz o toprağa ayak bastığımda kendi kendime sorduğum bir soru var: Biz buraya niye geliyoruz?
Dersim'i neden özlediğimi gerçekten bilmiyorum, oraya olan sevgim çok sonradan karşıma çıkmış ve adını koyamadığım bir halde kalmış durumda. Çok sevsem burada yaşamak isterim diyorum, yaşamak istemiyorum. Sevmesem özlemem, gelmek istemem diye düşünüyorum; ama çok özlüyorum. 

Bu sene geldiğimizde etrafa iyice baktım yine. Benim kaldığım yer ufacık bir mezra, Bingöl'e sınır köy. Evlerden başka bir şey yok. Merkeze inmen lazım alışveriş için. Günün her saati sıcak su bulamazsın falan... Ayrıca doğal ortam, akrep ve yılana dikkat etmen lazım özellikle. Varsa cesaretin uyuma da gece bekle bahçene ayı gelsin. Sahi biz buraya niye geliyoruz? 

Hava çok sıcak da olsa nem yok, püfür püfür rüzgar esiyor. Yaşlılar, gençler, çocuklar evin dışarısında tüm gün. Beraberler. Kim evden çıksa görülüyor, kim kimle nereye gitti herkes her şeyden haberdar. Toplasan kaç kişiyiz ki zaten? Bir yaz kimse gelmese, kimsenin haberi olmaz; çünkü kimse yok. Yaşamayan bir yeri yaşatmaya çalışma çabamızı anlamıyorum bazen. Ev yapıyoruz, yol yapılsın istiyoruz, çocukları getiriyoruz ki ayakları alışsın. Niye ki bu çabalar? 

Uyandım bir sabah, çayımı doldurup ufak bir parça ekmek kopardım. Evin önünde ufak bir bostanımız var, çektim sandalyeyi oturdum. Köy genelde sessiz zaten, karşıdaki dağların arasından akan suyun sesi hep duyulur. Güzelce yaslanıp sadece karşıdaki manzaraya bakarak çayımı içtim, su sesi bir mucize olmalıydı... Belki yarım saatten uzun bir süre. 15 sene sonra kimsenin gelmeyeceği bu küçük köyde, seneler önce ne hayatlar varmış, belki Ermeniler belki Kürtler... Ama beraber. Boşuna bu çabalar, bir işe yaramayacak hiçbir şey; ama orada oturup da karşına baktığında aldığın huzuru da başka yerde bulamayacaksın. Orada karşılaştığın insanlarla İstanbul'da aynı ilişkileri kuramayacaksın. Ne varsa değerli, hepsi orada, hepsi huzurda. 

Hiçbir manası olmasa da koskoca senede orada geçirdiğim on gün, her şeyi anlamlandırıyor. On gün kıymetli, bilinmeli kıymeti. 

"Biraz daha kal be Ceren." dedikten sonra mecburi bir vedalaşma sonrasında otobüse binerken söyledim bu sene: Burası öyle lanet bir yer ki kalsan kalınmıyor, gitsen gidilmiyor...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder